Bir varmış, bir yokmuş. Ormanın dereye bakan yamacında, yumuşacık yastığını çok seven bir ayı yaşarmış. Akşamları başını yastığına koyar, penceresinden görünen ağaçları seyredermiş. Bir gün keyifle gerinirken aklına güzel bir fikir gelmiş. “Arkadaşlarıma da böyle yastıklar hazırlayayım. Onlar da benim kadar mutlu olsun!” demiş.
Ayı, dolabından renkli kumaşlar çıkarmış. Kimine yaprak, kimine çiçek desenleri seçmiş. Günlerce uğraşıp birbirinden yumuşak yastıklar dikmiş. Hepsi tamamlanınca onları büyük sepetine yerleştirmiş. Arkadaşlarının şaşıran yüzlerini düşündükçe gülümsüyormuş. Ertesi sabah sepetini koluna takıp orman yoluna çıkmış.
Önce tavşana uğramış. Tavşan, sarı yastığı görünce kulaklarını dikmiş. “Tam da kitap okuduğum köşeye göre!” demiş. Yastığı koltuğuna yerleştirip ayıya teşekkür etmiş. Ayı bu sözlere pek sevinmiş. Sepetindeki öteki yastıklara bakarak dereye doğru yürümüş. Hediyelerinin hepsinin aynı sevinçle karşılanacağını düşünüyormuş.
Derenin kıyısına gelince balığı çağırmış. “Sana bir hediye getirdim!” diyerek mavi yastığı göstermiş. Balık suyun içinden başını uzatmış. “Beni düşünmen çok güzel.” demiş. “Ama ben suda yaşıyorum. Bu yastığı kullanabileceğim bir yerim yok.” Ayı yastığa, ardından dereye bakmış. Onu ıslatmadan yeniden sepetine koymuş.

Biraz ileride kelebekle karşılaşmış. Bu kez çiçekli yastığı çıkarmış. Kelebek yastığın çevresinde bir tur atmış, sonra üzerine konmuş. Yastık, onun altında kocaman bir tepe gibi duruyormuş. “Desenleri çok güzel.” demiş kelebek. “Fakat bunu taşıyamam. Dinlenmek için de çiçeklerin yapraklarına konmayı seviyorum.”

Ayı, sepetini çimenlere bırakıp bir kütüğe oturmuş. O kadar emek verdiği hediyeler arkadaşlarına uygun gelmemiş. Kelebek yanındaki dala konmuş. “Canın mı sıkıldı?” diye sormuş. Ayı başını sallamış. “Sizi sevindirmek istemiştim. Ben yastıkları çok sevince sizin de seveceğinizi düşündüm.” demiş.
Kelebek kanatlarını usulca açmış. “Neler sevdiğimizi sorabilirsin.” demiş. Ayı bir süre düşünmüş, sonra merakla ona dönmüş. “Peki, seni ne mutlu eder?” Kelebek hemen cevap vermiş. “Pencerenin önünde yetiştirdiğin mor çiçeklere bayılıyorum. Onlardan bir saksı çok hoşuma gider.” Ayı, “Bunu bilmiyordum!” demiş.
Ardından yeniden dereye gitmiş. Balık onu görünce kıyıya yaklaşmış. Ayı bu kez sepetini açmadan konuşmuş. “Sana nasıl bir hediye verebilirim? Neleri seversin?” diye sormuş. Balık sevinçle kuyruğunu sallamış. “Senin anlattığın masalları severim. Bir gün kıyıya oturup bana uzun bir masal anlatır mısın?”
Ertesi gün ayı, kelebeğin dinlendiği çalının yanına mor çiçekli bir saksı getirmiş. Saksıyı birlikte uygun bir yere yerleştirmişler. Kelebek çiçeklere konarken ayı dereye geçmiş. Düz bir kayanın üzerine oturup balığa, bulutların arasında yolunu arayan küçük bir yağmur damlasının masalını anlatmış.

Masal bitince balık, “En çok damlanın denizi bulmasına sevindim!” demiş. Ayı onun sözlerini dikkatle dinlemiş. Dönüş yolunda tavşanı sarı yastığına yaslanmış kitap okurken, kelebeği de mor çiçeklerin arasında görmüş. Üç arkadaşının da mutluluğu birbirinden farklıymış. Ayının bir sonraki hediyesi için aklında artık güzel bir soru varmış: “Sen neleri seversin?”
Gökten üç elma düşmüş: Biri arkadaşlarını dikkatle dinleyen ayıya, biri sevdiklerini paylaşan dostlarına, biri de bu masalı dinleyen bütün çocuklara.





